image description

"Tarîkat, Peygamber Efendimizi yolu..."

 13.6.1991

 Söylenir dillerde bir Mecnûn u Leylâ her zaman

Günde yüz bin nice Mecnûn ile Leylâ'sı geçer.

Burada Mecnun: İnanmış teslim olmuş bir müriddir.

Leylâ'dan mânâ: Meşâyihtir.

Mecnûn Allah'ın sıfat nurunu Leylâ'da gördü. Kendisinde gördü. Eşyada gördü. Evliyaullahta Allah'ın sıfat nuru mevcut. Esmâ nuru da mevcut. Zat nuru da mevcut.

Onun için buyuruyor ki:

Bir Leyla'nın Mecnun'uyam cânân ilinin cânıdır.

Cânân ilinden gelmiştir. Onun cânı hepimizin rûhu. Cânân ilinden, Allah'tan geldi. Ama, Cânân ilinin canı değil. Onlar geldikten sonra bir daha gitmiş. İkinci gelişidir, ikinci gelişini ifade ediyor. Bu da nedir? "Mutu kable en temutu." Ölmeden evvel ölün. Cenâb-ı Hakk'ın bir emri var ya. Ona mazhar olmuş. O tecelli etmiş. Varlığından kurtulmuş. Bir insan varlığından kurtulunca hakikat varlığına ulaşır.

Bir dilberin meftûnuyam bu cân anın kurbânıdır.

O güzele gönül vermiş. Bir mürid hakikaten Râziye-Marziye maka-mına ulaşırsa, cânını cânâna vermiştir. Kelâm-ı kibarda:

Bu nefsin râzıye, marziyye eyle.

Alıp dost iline kurbana gel gel.

Dost'tan mânâ, Allah'tır. Kurbana gel gel. Allah için nefsin bütün arzularını terk etmiş. Nefsinden geçmiş.

"Sebül-Mesâni"dir yüzü, nutk-u mesihâ'dır sözü

Sebül-Mesânî: Fatiha Suresi                     Nutk: Nefes.               Mesih: Hz. İsa.

Meşâyihin yüzünde Fatiha Suresi yazılıdır, kim okursa onun gönlü fetholur. Başka kelâmda:

Vechinde yazılmış Sebül-Mesâni

"İnnâ fetehnâ"dan verir nişanı.

Senin nefesin Hz. İsa'nın nefesidir diyor. Bunda hilaf olamaz. Çünkü "Benim ümmetimin velileri, Beni İsrail Peygamberlerinin derecelerindedir." diye buyuruyor, Peygamber Efendimiz. Hz. İsa ise Beni İsrail Peygamberi, ümmeti Muhammed'in velileri Beni İsrail Peygamberleri derecesinde olursa, tabii ki onun nefesi Hz. İsa'nın nefesi olur. Hz. İsa'nın nefesi ne yapmış? Mürdeleri, ölüleri diriltmiş. Evliyaullah'ın nefesi de mürde kalbleri diriltiyor.

Nur-u Muhammed'dir özü.

Varis-i enbiya olunca, Peygamber Efendimiz'in nuru da mevcut on-da. Peygamber Efendimiz'in nurunu ondan önce nebiler taşıdı. On-dan sonra da varis-i enbiya olan veliler taşıyorlar. Peygamber Efendimiz son Peygamber olduğu için kıyamete kadar veliler taşıyacak. Mevlidi şerifi dinliyorsunuz.

Hak Teala çün yarattı Âdemi

Kıldı Ademle müzeyyen âlemi

Âlem: Bildiğimiz gördüğümüz bu dünya âlemi. Dünya âlemi ne ile ziynetlenmiş? İnsanlarla. Âdemle dünyayı süsledi. Allah-u Teâla buyurdu ki: "Biz Âdemi yeryüzüne halife gönderiyoruz." Melekler secde etti. İblis secde etmedi.

İblis itiraz etti. "Ben ateşten hâlk edildim. O topraktan hâlk edildi. Ateş topraktan üstündür. Ben secde etmem" dedi.

Melekler tereddüt ettiler. İtiraz etmediler. Baktılar ki noksan sıfat. "Biz ibadet yapmaya yetmiyor muyuz ki? Bunu noksan sıfat halkettin. Ve yeryüzüne halife gönderiyorum" diye emrediyorsun. Cenâb-ı Hak: "Sakin olun meleklerim! İtiraz etmeyin. Benim bildiğimi siz bilemezsiniz." Melekler tekrar Cenâb-ı Hak'tan istiğfar dilediler. "Affet Yarabbi! Tabii Sen âlimsin. Âlim-i sırr-ı hafîsin. Senin bildiğini biz bilemeyiz." Ama burada melekler neyi gördüler? Hz. Adem'in cesedini gördüler. Rûhundan haberleri yok. Zaten canda yok. Ama Cenâb-ı Hak ne buyuruyor: "Kendi rûhumdan rûh üfledim." O rûh hepimize üflenmiş. Allah Adem'e dedi:

Mustafa nurunu alnında kodu

Bil Habibim nurudur bu nur dedi.

İşte böyle Peygamberlerden gele gele. Peygamber Efendimize geldi. Ama Peygamber Efendimizde tümü, tamamı tecelli etti. Peygamber Efendimizden önceki Peygamberlere bölünmüş idi. Çünkü bir asırda çok Peygamber yaşamış. Peygamber Efendimizin nuru hangisinde? Hepsi de taşıyorlardı. Peygamber Efendimiz'den sonra da velilere taksim edilmiştir bu nur. Veliler taşıyorlar bu nuru.

"Nuru Muhammed'dir özü" diye bu kelâmın anlamı bu.

"Sebül-Mesani"dir yüzü

Evliyaullah'ın yüzünde Fatiha suresi var. Kim okursa ilmin merkezine dalmış olur. İlmin noktasını bulmuş olur. İlim bir noktadır, o da nedir? Allah'ı bilmek, Allah'ı bulmaktır. Allah'ı bilmek nasıl? İlmel-yakîn bilen insan Allah'ı bilmiştir. Bulmuş değildir. Ancak hakke'l-yakîn hem bilinir, hem bulunur. Bilen bilinen birşey var. Arıyor bulunmuyor. İlim böyledir. Bildirir, aratır, aynel-yakîn yaklaştırır. O da ameldir. İnsan ne kadar amel işlerse o derece Allah'a yaklaşır. Zaten Cenâb-ı Hakk'ın emri. "Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır." buyuruyor. Bilinen birşeyin bulunması için aşka düçar olacak. Allah aşkı ile yanacak ki varlığı ortadan kalksın. Amenna ve saddakna Evliyaullah'ın vechinde (yüzünde) Fatiha suresi yazılıdır. Başka bir kelâm:

İnayet kılsa bana Hak

Hak'tan oku gel sebak

İlmi ledünni bir verak

Pirimde ol şân gizlidir

Evliyaullah ledünni ilmini sana melek okutur gibi okutur, ama sen O'nun yüzünde Fatiha Suresini okuduysan eğer. Bütün Kur'ân-ı Kerîm'in mânâsı Fatiha Suresinde mevcuttur. Fatiha suresinin mânâsı da Bismillah'ta mevcut. Bismillah'ın mânâsı da "be" harfindeki bir noktada mevcut. O bir noktada evliyaullah'ın iki kaşının arasındadır. Açtın okuduysan, işte ledünni ilmini buldun. Çünkü niçin:

İki kaşı arasından azmeder Mevlâ'ya hat.

Yani Allah'a giden yol, evliyaullahın iki kaşının arasından gider. Onun için Evliyaullah'ın iki kaşının arasına râbıta yaptırıyorlar. Tarîkatımızda böyle. Eğer aşka düçâr oldunsa ilmin merkezine daldın. İlmin noktasını buldun. Başka bir kelâmda:

Bir noktada pinhan imiş

Gör neyledi bu aşk beni

Bir noktada gizlidir, diyor. Neymiş o? O da Allah aşkı. Allah aşkı se-nin kalbinde tecelli etti ise, o bir noktadan mânâ, senin kalbinin açılmasıdır. O aşk açacak senin kalbini. O kalp açılırsa işte ilmin merkezine daldın.

Ol cân içinde cân imiş.

Cân: Evliyaullah

Onun içindeki cân nedir? Allah. Cenâb-ı Allah. "Ben yere göğe sığ-mam, Mümin kulumun kalbine sığarım." buyurmuş.

Buradaki mümin kulun kalbi, senin benim kalbim değil. Bizim kalbimiz muhalefet ambarı olmuş. Ne zaman ki bir müslümanın binbir meşakkat karşısında Allah hiç kalbinden çıkmıyorsa, yerken, içerken, yatarken, kalkarken, gezerken, alırken, verirken, hiç Allah'ı unutmuyorsa, işte Allah onun kalbinde. Allah'ın esmâ nuru tecelli etmiştir. Onun kalbinde, hem sıfat nuru tecelli etmiştir, hem de zat nuru tecelli etmiştir. Ne buyurdu sonunda:

Arş-ı muazzam başıdır

Arş-ı âlâdan bahis yok. Arş-ı âlâ çok büyük, büyüklüğünü anlayalım ki sayısı belli olmayan melekler, Arş-ı âlâda sayısını ancak Cenâb-ı Hakk bilir. Nice varlıkları, büyük hikmetleri vardır. "Arş-ı muazzam başıdır" demek, Arşdan büyük başı.

Hem "Gabe Gavseyn" kaşıdır.

"Gabe Gavseyn ev edna" ayet-i kerimesi var ya. Peygamber Efendimizin hakkında nazil olan bir ayettir.

"Gabe Gavseyn ev edna = Habibim sen bana iki kaşın yaklaştığı kadar yaklaştın."  İşte evliyaullah'ın "Gabe Gavseyn" kaşıdır, diyor.

Ol akl-ı evvel cûşudur.

"Kün" emrinin fermanıdır.

Cenâb-ı Hak herşeyi "kün" emrinden halkediyor. Fakat veliler de her ne kadar beşer insan olarak gelmişler, zahirde böyle. Bir cisimle gelmişler. Anaları, babaları vardır. Memleketleri vardır. Onların bir de bâtınları var. Bir insan bâtından büyürse, yetişirse zâhirde yetişmek nedir? Fakülte bitirir, Profesör olur. Çok büyük âlim olur, dünyada bir numaralı insan olur. Bu zâhirdedir. Bâtında yetişmek öyle değil. Bâtında yetişmek, rûhu yetişiyor, rûhen gelişiyor büyüyor. Rûhun geliş-mesinin, büyümesinin esrarını akıllar almıyor. Rûhtan bahis yoktur.

Sordular rûhtan Resullah cevabın vermedi.

Peygamber Efendimiz rûhu bilmez miydi? Ebul-ervah O. Ruhların anası. Bir anne kaç tane çocuğu olursa olsun hepsini bilir. Bildiği halde bahsetmedi. Yalnız Cenâb-ı Hak bildiriyor. "Habibim sana o rûhtan soranlara söyle ki: "Rûh Rabbimin emrindedir." Şimdi rûhlarla ilgili kitaplar yazıyorlar. Sapıtıyorlar insanları. Rûh masumdur. Mesul olan nefistir. İsyan eden nefistir. Nefis isyan edince rûh ceza çekiyor. Evet Allah şükür, çok şükür, bin şükür, nihayetsiz şükürler olsun. Cenâb-ı Allah, hepinizi arzunuza ulaştırsın. Tarîkatımızı anlamak, yaşamak nasip etsin. Tarîkatı anlamak, yaşamak için evvelâ şeriatta bir eksiğimiz olmayacak. Ondan sonra da meşâyihe fazla inanacağız. Hayatımız, mematımız meşâyihimiz. Bakınız:

Hayatı memattır, mematı hayat buyuruyor.

Hayat: Diri.                       Memât: Ölü.

Ölü olan kalbimiz. Hangi kalp ölü. Zikretmeyen kalp, Allah'ı unutmuş. Hiç Allah aklına gelmiyor. O kalp ölüdür. Diri kalp hangisi? Allah'ı hiç unutmayan. Yani ben ölü idim, diriltti diyor. Nasıl diriltmiş? Gâfil olan kalbini, mülevves olan kalbini temizlemiş. Bütün muhafeletten, hatalardan temizlemiş. Ne ile temizlemiş? Bir aşk ile. Çünkü insanlar evliyaullahsız aşka düçâr olamıyorlar. Meşâyihsiz aşka düçâr olamıyor-lar. Evet aşkı mecazdan çok az aşkı hakikate döndürmüşler. Onlar da ender. Allah'ın sıfat nurunda kalmışlar. Zat nuruna ulaşamamışlar. Meşâyih aşk-ı mecaz değil. Aşk-ı hakikattir. Meşâyih aşkı, müridi esmâ nuruna tez geçirir. Sıfat nuruna geçirir. Zat nurunda yok eder. Onun için:

Gül bülbülü gördü çıktı kabından

Bülbüller uyandı kalktı habından

Pervaneler geçti ateş bâbından.

Gül bülbülü gördü  çıktı kabından: Bizim zâhirde anlayışımıza göre bu kelâm çok ters geliyor. Niçin? Bülbül daima gül bahçesinde, gül dalında bekler ki, gül nasıl açacak diye bekler. Böyle iken gül bülbülü bekliyor ki, açsın. Burada gül'den mânâ Evliyaullah. Çıktı kabından demek, velâyeti. Evliyaullah velâyeti. Bülbülden mana da müridin rûhu. Evliyaullah en evvel velâyetini müridin rûhuna gösteriyor veya tanıtı-yor. Nefis görmüyor ama. Madem ki bir mürid. Evliyaullah'a inanmış teslim olmuşsa onun rûhu Evliyaullah'ın velâyetini görmüştür. Evliyaullah velâyetini ona göstermiştir. Mürid de gafletten uyanmıştır. Başka bir kelâmda müridden mânâ: Bülbül. Gül: Evliyaullah.

Mürşitler benzer güle

Derviş benzer bülbüle

Sev Hakkı seven ile

Ben derviş olamadım

Hakkı da bulamadım.

Allah'ı sevmeyen derviş olamaz. Hakiki Allah sevgisi bir insanın gönlünde olursa, onun gönlünde başka bir arzu olmaz. Ne dünya, ne âhiret, ne mal sevgisi, ne evlat sevgisi. Kendi canını da sevmez. Onun için.

Başını top eyleyip gir vahdetin meydânına

Kıl gazâ-yı Kerbalâ gir kendi nefsin kanına

Seyri kıl uşşak-ı Mevlâ nice kıyar cânına

Terk-i cân etmektir ancak aşkı sevdâdan garaz.

Bir insanda Allah sevgisi, Allah aşkı olmazsa, Allah sevgisine düçar olmazsa terk-i can olamaz. Terk-i can olmayınca da Cânân'ı bulamaz. Buyuruyor ki: "Kulum ver beni de al beni." Neyi verip de O'nu alacağız. Allah'ın bizde neyi var? Allah bize çok nimetler bahşetmiş. Görmemiz, işitmemiz, bunlar hepsi Allah'ın lütfu değil mi? Bunlarla Allah kaza-nılmaz. Hayır.

"Kendi rûhumdan rûh üfledim" buyuruyor. Allah'tan gelen o rûhtur. Eğer o rûhu Allah için verdiysen, Allah'ı aldın.

Te'âlallah ne hûb zîbâ yaratmış kâmil insanı

"Nefahtü fîhi min rûhi" deminde kılmış ihsânı.

İşte sana üflenen odur. Allah'tan gelen de odur zaten. İnsanların cânı çok tatlıdır. Herşeyi cânı için yok eder. Cânını ne için yok ede-ceğini bilemez. İşte meşâyih bildiriyor: "Senin nimetin bu. Yolu da budur. Nimetin şurdadır. Onun bahası da şudur. Yol nedir? Şeriat, tarîkat. Nimetin nedir? Ruyetullah. Bahası nedir? Can vereceksin." Can gitmeden cânân ele geçer mi?

Niçin diyor ki:

Cânım demem ben bu tendeki câna

Eğer vâsıl eylemezse Cânâna

Âhir bu dert beni eyler divâne

Dermân için sen Lokmane gelmişem.

Elhamdülillah çok şükür. Bin şükür, nihai şükürler olsun. Allah nimetimizin münkiri etmesin. En büyük nimeti bize vermiş. Bizi müslüman halketmiş. Sevgili habibine ümmet etmiş. Bize varisi olan velilerini tanıtmış. Sevdirmiş.

"Hiç nimet olur mu bundan ziyade" idrak eden böyle buyurmuş. Tarîkatı tadan böyle buyurmuş. Tasavvuf kelâmı bu. "Hiç nimet olur mu, bundan ziyade." Nedir bu?

Şeyhim benim sultan imiş

Hak'tan bize ihsân imiş

Can derdine dermân imiş

Görün beni aşk n'eyledi?

Âhiri derviş eyledi

...

Sâmi gibi bir Hazrete

Gönderdi beni vuslate

Eriştirip bu devlete.

Vuslat nerdeymiş: Evliyaullahta. Niçin? Çünkü evliyaullah Hak kapısı. Allah kapısı. Evliyaullah'ın gönlüne girdiysen eğer Allah'ı buldun. Gönlüne nasıl gireceksin? Sevgi ile. Hizmet ile. Tarîkatın dört şartı var. Muhabbet, ihlas, edep, teslim.

Muhabbet: Meşâyihini çok seveceksin. Canından fazla seveceksin.

Peygamber Efendimiz : Hz. Ömer'e sordu:

- "Ya Ömer bizi ne kadar seviyorsun?"

- "Nefsimden sonra en çok sizi seviyorum Ya Resulullah."

- "Sen kâmil mümin olamamışsın. Bizi nefsinden fazla seveceksin."

Ondan sonra ondaki sevgi öyle bir coştu ki nefsini sevmedi.

Nimetimiz büyüktür. Cenâb-ı Hak bizi küfürde bırakmamış. Müs-lüman halk etmiş. Küfürde olanlar da Allah'ın kulu onları da Allah yarattı. Onlar da beşer. Onların cesetleri de topraktan halkedilmiş. Onlara da ruh üflenmiş. Halîk bir, madde bir, baba bir. Onlar da Hz. Adem'in evlatları. Hz. Peygamber Mirac yaptığı zaman, semânın her katında Peygamberle konuştu. "Tarîkat yok" diyenler çok yanılıyorlar. Tarîkat yok demek küfür. "Tarîkatın zamanı değildir" diyenler de yanılıyorlar. Çok yanlış söylüyorlar.

Allah kuluna zulmetmez. Kul kendini zulme sevkeder.

Hiç kuluna zulmeder mi Mevlâsı

Kulun çektiği kendi cezası.

Eğer şimdi tarîkat olmasaydı, bu zamanın insanlarına Allah zulmetmiş oluyor. Tarîkat nedir? Tarîkat Peygamber Efendimizin yolu. Tarîkatı bir insan yaşarsa, Peygamber Efendimize manen yaklaşır.

Vakt-i saadette Peygamber Efendimizin yüzünü gördüler. Canlarını, mallarını feda ettiler. Sohbetlerinde, savaşlarında, namazlarında beraberlerdi. O kadar mucizelerini gördüler. Ama Veysel Karânî Hazretleri Peygamber Efendimiz'i hiç görmedi. Zâhirde hiç görmedi. Ama Veysel Karânî Hazretleri kadar hiç kimse, sahabeler bile onu bilemedi. Anlayamadılar. Onlar Peygamber Efendimizin cesedi ile beraberdiler. Ama Veysel Karânî ruhu ile beraberdi. İşte burada da şeriat cesetle ilgili, tarîkat ruh ile ilgili.

Şeriat, tarîkat yoldur varana

Hakikat, marifet andan içerü.

Bizim ehl-i sünnet âlimleri "Ruyetullah haktır, vardır ama dünyada göremezler" diyorlar. Bâtın ulema da buyuruyorlar ki herşey dünyada kazanılıyor. Dünyada göremeyen âhirette de göremez. Öyle midir? Öyle. Çalış kazan sen de gör. Onun için Yunus Emre'nin:

Sensin benim cânım cânı

Sensiz kararım yokdurur

Cennette sen olmaz isen

Vallah nazarım yok durur.

Yemin ediyor ki, cennette sen olmazsan, cenneti ne yapacağım. Ama kim O? Cenâb-ı Hz. Allah. Cennette sen Cemâlini göstermezsen ben cenneti ne yapacağım diyor. İstemem diyor. Başka bir kelâmında zaten açıkça söylüyor:

Cennet cennet dedikleri

Bir köşk ile birkaç huri

İsteyene ver onları

Bana seni gerek seni.

Bizim mevcut olan divanımızda da var:

Cemâlin şemine müştâk olanlar

N'eder cennetteki ebrârı Leyli

Cemâline aşık olanlar, cennetin süsünü, varlığını, eşyasını ne yapacak? Her şeyin dünyada misali vardır. Mecnun gibi, Ferhat gibi. Daha çok aşk-ı mecazlar var. Ama aşk-ı hakikatı görenler az olmuş